Gecenin en karanlık olduğu zaman sabaha en yakın zamandır!
Dibe vuranlar ya da dibe yakın olanlara sorun bakalım öyle mi?
Ne yani dibe vuran illa çıkar mı?
Karanlık olayı illa ki aydınlığa döner mi?
Öyle memleketler ya da zamanlar olmuştur ki aynen mağara devri
Yani yan yatma nasılsa aydınlık olacak diye
Ya da karanlığa alış yarasalar gibi diyorsun!
Alışmaya gerek yok kifayetsizler ne kadar da istese sonuçta kifayetsizdirler!
Allahtan böyle
Vitaminsizlikten
Karbonhidrat rejiminden
Sonra da aşırı proteinden diyelim
Diyelim
Gidelim
Gidelim
--- NE ! Aman deyin . ULA gelen bir şey yok ne korkutuyon adamı
--- HA yok mu ! Ya gelirse! Biliyon biz zamanında çok kafamıza darbe yedik ,onun için ,böyle ayı şakaları yapıyoruz !
---Siz zamanında darbelendiniz diye biz de mi yiyelim kardeşim
--- Merak etme sana bir şey olmaz ,artık kask falan var mecburi
taktırıyorlar ,dolu tedbir var ama ne kadar olmaz desen de eski
çekiçler,balyozlar,keserler,keser sapları,cola şişeleri unutulmuyor
,yeter ki yalandan ağlama .KAÇ, KAÇ, KAÇ..
---Aman babo ! yapma böyle şakalar yine yüreğim ağzıma geldi
-- Ulan kendi yalanından kendin korkma ,yalandan kendini kenara atma !
Sanatçı cenazesinde kara gözlükleri ile röportaj yapmalarını umutsuzca bekleyen sanatçı için üzülen Blogcu
Kediye
akşamdan kalma sebzeli pizza verip de kedinin burun kıvırıp yoluna
devam etmesi üzerine"ulan kedi kadar bile seçici değiliz ,biz önümüze
ne konulsa yiyoruz" deyip çok önemli bir tespit yapmış olduğunu
sananlara küfürü basan Blogcu,
Orhan ustaya Hırant'ı vuran silahın Abdi İpekçi 'yi vuran Ağca'nın kullandığı silah olduğu söylenince
Orhan Ustanın "ulan biz bile aletleri 30 senede bilmem kaç kere
değiştirdik ne pinti çeteymiş bunlar kardeşim"demesi üzerine He ya diyen Blogcu
"Tiyatro oyununda sigara içen oyuncuya zabıtaların ceza kesmesi" konusunda anlamsız bir yorum yazısı yazmaya çalışan Blogcu
Sanayi Mahallesini girişine açılan bankada çalışan türbanlı bir memura camdan bakıp aşık olan Mermercinin bütün parasını başka bankadan çekip bu bankaya yatırması ve şimdi nişanlanmaları konusunda ne yazılır ulan diyen Blogcu
Sanatçı cenazesinde kara gözlükleri ile röportaj yapmalarını umutsuzca bekleyen sanatçı için üzülen Blogcu
Kediye
akşamdan kalma sebzeli pizza verip de kedinin burun kıvırıp yoluna
devam etmesi üzerine"ulan kedi kadar bile seçici değiliz ,biz önümüze
ne konulsa yiyoruz" deyip çok önemli bir tespit yapmış olduğunu
sananlara küfürü basan Blogcu
Orhan ustaya Hırant'ı vuran silahın Abdi İpekçi 'yi vuran Ağca'nın kullandığı silah olduğu söylenince
Orhan Ustanın "ulan biz bile aletleri 30 senede bilmem kaç kere
değiştirdik ne pinti çeteymiş bunlar kardeşim"demesi üzerine He ya diyen Blogcu
"Tiyatro oyununda sigara içen oyuncuya zabıtaların ceza kesmesi" konusunda anlamsız bir yorum yazısı yazmaya çalışan Blogcu
Sanayi Mahallesini girişine açılan bankada çalışan türbanlı bir memura camdan bakıp aşık olan Mermercinin bütün parasını başka bankadan çekip bu bankaya yatırması ve şimdi nişanlanmaları konusunda ne yazılır ulan diyen Blogcu
-- Ha onu da açıklıyorum ; önce Hristiyan olmuş ,bakmış kafasına göre değil ,ölüm döşeğinde imamı çağırmış Müslüman olmuş,zaten yazdıkları hep Kurandan alınma
Elma sirkesini al camsil şişesini boşlat, içine doldur ve bütün eve sık dedi -- o da ne -- Ya babam bizim kayın peder hiç uyuyamıyor,
aklına ne gelirse denedik bütün doktorlar, uyku merkezleri, uzmanları,
kafa ilaçları hiç birşey bu adamı uyutamadı, adam içiyor ilaçları uyku
yok ama kafasını tutamıyor, ben ölücem diyor başka bir şey demiyor, biz
de ne yapacağız derken komşulardan biri Bağcılarda bir hoca var dedi,
bizde atladık gittik adamla buluştuk, tamam ama dedi benim cinlerim
gece
çok çalıştı, çok yoruldular, sen babanın adını soyadını, doğum yılını
ver ben arkadaşı arayacağım onun cinlerine soracağız dedi ve cepten
arkadaşını aradı sesi de dışarı verdi, telefondaki kadın bu adama 19
cin musallat olmuş dedi, ben kim yapmış bu işi dedim yarın gel benim
cinler onu bulur dedi ve telefon kapandı bizim hoca "Elma sirkesini al
camsil şişesini boşlat, içine doldur ve bütün eve sık ve bir bardak
sirkeyi kovaya dök onunla yıkansın" dedi -- baba bütün ev leş gibi kokar siktir et bu işleri, kaç para kaptırdın
Hoca borcumuz ne dedik ö kadar kontör harcadık at bir şeyler dedi, ben
de yirmi lira verdim o da bu ne kardeşim o kadar cepten aradık en az
yüz kontörlük para versene dedi ben de al bunu sonra bakarız dedik -- babam şimdi o cinler sana sarmasın! -- sarar mı? -- sarar sarar yeter ki yorgun olmasınlar -- aman ha -- aman
Alnına silahı dayadı, nasıl olduysa oldu, bunu nasıl yapabildiyse yaptı ama
-“çek ulan tetiği göt herif yemiyor mu? “diyen adama şimdi ne diyecekti bilemiyordu, hele ki
-“soruma cevap arama ulan yavşak ya tetiği çek ya da çek git” dediğinde
anladı ki bu iş alına silah dayamakla değil tetiği çekmekle ilgili,
çekemiyorsan tetiği hiç alına falan dayamaya dayanak arama. İşte o an
yine anlaşıldı ki bu işler beyin ile değil yürek ile ilgili “yoksa
büzük ne yarar fizik durumu”
- Nerden icap etti de yazdın deli?
-Bu tamamen “bit atma işidir” yanlış anlaşılmasın
-Tamam.
Önceki gün Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Latin Amerika
Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin düzenlediği bir toplantıya katıldım.
Merkezin başkanı Doç. Dr. Mehmet Necati Kutlu’nun yönettiği oturumda
diğer konuşmacı Venezuela Büyükelçisi Raul Jose Betancourt Seeland’dı.
Latin Amerika ve Venezuela’daki Chavez sonrası değişim, dönüşüm
konuşuldu.
Konuşulurken efendim, nihayet sorulara geçildi ve ben son zamanlarda
sıkça yazıp söylediğim bir meseleyi tekrar etmek gereği duydum. Çünkü
Ankara soğuktu. Çünkü TEKEL işçileri Nuh diyor, peygamber demiyordu.
Çünkü biz görmüyorduk bu ülkedeki imkânı. Çünkü genç arkadaşlardan biri
“Nasıl olacak bu işler?” mealinde bir soru sormuştu.
Anlattım ki, kalbin matematiği bize ezberletmeye çalıştıkları gibi
değil. Tek başımıza mutlu olmuyoruz. “Ben” denen lanet yük yoruyor
bizi. “Ben” ancak “biz” içinde eriyince mutlu oluyor. Ortadan
kaybolunca olabilen bir acayip nesne “ben”. Feda etmek istiyor kendini
kalp. Kalp böyle yapıyor sağlamasını. Ancak başkalarınınkiyle bir
olunca bin oluyor. Bize yanlış öğretmişler yani; korundukça
hastalanıyor kalp. Ancak başkalarınkiyle çarpışıp dağılınca
toparlanıyor. Hiç, en ılık, en eyvallahsız kucağı varoluşun.
Mesajlaşma
Bunları söylerken aklıma geldi. Şöyle ki... Aynı sözleri televizyonda,
Hülya Avşar’ın programında söylemiştim. O sırada Nihal telefonuma bir
mesaj atmış:
“Çok İslami söylemlerin var yahu!”
Sonra açıklamış:
“Biz’de erimek, kalbin ancak adanarak, feda ederek mutlu olması... Bunlar Kurani mesajlar.”
Ben de cevap verdim:
“Fena halde sosyalizmdir o!”
Bol miktarda gülme işaretiyle gidip gelen sosyalizm ve Kuran mesajları
(ki en çok kadınlar ciddiye alır gülme işini, sağlıklıdır bu) daha
sonra konuyu etraflıca tartışma sözüyle son buldu.
Venezuela ve Türkiye’nin değişim imkânları üzerine konuşmanın sonunda bunu anlattım genç arkadaşlara. Anlatacağım şey şuydu:
“Bir halk ancak kendi sözcükleriyle konuşabilir. Unutulmuş bir lügati,
kangren edilmiş muhalif bir dil damarı olmalı bu ülkenin de, mutlaka
gizlediği bir yerlerinde. O lügati öğrenmek, o sözcükleri bu topraklara
hatırlatmak bizim derdimizin çaresidir.”
(Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita, Everest Yayınları, 2006)
Hep böyle düşündüm. Yeni olan ise, Beyrut serüveninden sonra mesela,
İslami başkaldırı geleneğini, yerli isyan tarihini sosyalizmin kalbiyle
buluşturmak derdim, merakım. Yakında belki de bu konuları konuşmaya
başlamalıyız. Neden?
Kehanet
Çünkü Ankara soğuk. Çünkü TEKEL işçileri
Nuh diyor, peygamber demiyor. Çünkü biz görmüyoruz bu ülkedeki imkânı...
Gözleme ve sezgiye dayalı bir kehanette bulunayım. Önümüzdeki on yıl
Türkiye’de bir şey olacak. Tasarladığımız gibi olmayan bir şeyler.
Kimsenin kılına dokunamadığı iktidara TEKEL işçilerinin, hem de soğukta
hem de sırılsıklam olmuşken geri adım attırması bir şey demek. Bu,
olacak olanların işareti. Tahminlerimi beklentilerimle karıştırmak
gafletine düştüğümü sanmıyorum: İşçi hareketi, felç edilmiş, daha da
felç edilmeye çalışılan sendika yapılarını aşacak. Değişim siyasi
partilerle değil, bu kez sendikalarla başlayacak. Siyasetteki, parti
siyasetindeki sayısız hayal kırıklığının yarattığı sarkastik ataleti
yoksulluğun kanlı canlı pervasızlığı sonlandıracak. İşçiler ve
yoksullar bu kez aydınları beklemeyecek. El yordamıyla, kıra döke
belki, kendilerine gelecekler.
Ebu Zerr ve Aybar
Ebu Zerr’in hesap soruşu gibi olacak bu. Aybar’a ait olduğunu
hatırlamadıkları, bilmedikleri sözleri söyleyecekler. “Bahçe
sahiplerinden” başlayacaklar küfretmeye, lüks İslami hayattan devam
edecekler. Orta sınıfın terbiyeli ve ürkek siyasetinden başlayacaklar
saydırmaya takır takır, yeni siyasi elitin ikiyüzlülüğüyle bitirecekler
sözlerini. Sadece eşitlik isteyecekler. İnsanca bir yaşam ve hastane
kapılarında ölmemek. Evet, böyle olacak. Siz bu yazıyı
hatırlamayacaksınız belki, ama böyle olacak. Göreceksiniz. "
Buda Bizim Kehanetimiz
İşte
budur ve bu olacaktır,öyle ,böyle ,bu olacaktır ve işçi sınıfı
aydınların götlerini kaldırmasını beklemez, küçük burjuvaların keyfini
hiç beklemez ,doğru yanlış yapacağını yapar, başarır başarmaz ama
yapar, günümüzde dünyaya da hiç bir şey gizli kalmaz,sen yap yapacağını
,kır kıracağını,döl dökeceğini şimdi olur veya olmaz ama bir şeyler
olur , bu dünya madem her kese yumuşadı bir bezemi sert yapacak
,yapamaz ve artık yüzyıllardır yedikleri hurmaların götleri tırmalama
zamanı gelmiştir...
Doğan Grubu'na ait Milliyet, Vatan ve Star TV’nin satışı bugünlerde yine medya koridorlarının birincil gündem maddesi. Satışın Koza-İpek Grubu'na yapıldığı konusunda hemen herkes hemfikir. Netleşmeyen bazı detaylar var. Örneğin Ethem Sancak bu satışın ortaklarından biri mi oldu? Ya da satış anlaşmasında Hürriyet'in eski binası da dahil mi? Tüm bunlar ayrıntı... Ancak bir başka detay var ki, biz öğrenince çok şaşırdık. Sonra düşününce de Koza-İpek Grubu'na hak verdik. Merak içinde bırakmayalım sizleri... Efendim, Koza-İpek Grubu anlaşmaya bir madde koydurdu. Bu maddeye göre; Milliyet, Vatan ve Star TV’den kimse Doğan Grubu'na geçemeyecek....
Eski
zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış. Ama civardaki
aslanlar bir türlü rahat bırakmazlarmış onları. Hemen her gün
saldırırlarmış bu sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan
değil ki, Bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o
koca aslanları. Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. "Herhalde bize
bu otlağı terk etmek düşüyor" demiş aslanlardan birisi. "Nereye
gideriz" diye düşünürlerken. "Bir dakika" diye bir ses duymuşlar
Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan topal aslanmış
söze atılan. "Hayır" demiş, "Hiçbir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın,
ben hallederim bu işi." Topal aslan elinde beyaz bayrak gitmiş
öküzlerin yanına. Topal aslan "Saygıdeğer öküz efendiler" diye başlamış
lafa: "Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik. Evet size
defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki
sarı öküz yüzünden. Verin onu bize, siz de kurtulun biz de barış içinde
yaşayalım!.." Boz öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri
çekilmiş. Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı benekli
öküz "Olmaz" demiş ama kimseye dinletememiş sözünü. Zavallı sarı öküz
teslim edilmiş aslanlara. Bütün sürünün selameti için bir öküz.
Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış. Ama aslan milleti bu, ne
kadar sabreder ki? Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra. "Acıktık"
demişler Topal aslan boz öküzün yanına giderek "Selam" diye girmiş
söze: "Gördünüz ya biz aslanlar ne denli uysal milletiz. Ama büyük bir
problemimiz var!.." "Nedir?" demiş boz öküz… "Şu sizin uzun kuyruklu
öküz" demiş topal aslan ve devam etmiş: "Gelin verin onu bize bu
mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve huzur içinde iki taraf
da hayatını sürdürsün." Boz öküz yine istişare yapmış sürünün
ulularıyla. Yine sadece benekli öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de
"Verelim gitsin" demişler. Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her
geçen gün aslanlar daha da güçlenmişler. Öküzlerse her geçen gün daha
da zayıflamışlar Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış. Artık bir
sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış. "Verin bize şu öküzü sonra
karışmayız" derlermiş sadece. Zavallı öküzlerin "Hayır" diyebilecek
güçleri kalmamış. Boz öküz de aralarında olmak üzere birkaçı kalmış en
sona. "Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu savaşı aslanlara karşı, oysa
ne kadarda güçlüydük?" diye sormuş biri boz öküze. "Biz" demiş boz
öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek, "Sarı Öküz'ü
verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı!.." bir afrika hikayesi....
2010-01-08 17:13:59"
Ve yoruma Yorum:
---
öküzleri biraz anladıkta ,hikayenin acı yanı; hikayedeki aslanlar
,aslan değil tamamen çakal,öküzlük esas burada.aslanlar aslan olsa gam
yemem ,olur böyle dava derim ama aslanlar bile çakallara eyvallah demiş
o bana koyuyor...
---Bu ne ya? Siz kimsiniz kardeşim, kurt sürüsü mü? Köpek sürüsü mü? Hangi çağda yaşıyorsunuz? Mağara devrinde miyiz?
---Bir de nasıl bir Millet bu kardeşim bilmeden etmeden iki ara gazla
sanki düşman şehre girmiş gibi saldırıyorsunuz, adamlar haksız da olsa
bunun yöntemi bu mu? Çağdaş dünyada linç diye bir şey olabilir mi?
---Bu gözü dönmüşlük hangi beyinlerin ürünü? Sonra sana sürü derler
bozulursun, bu tamamen sürü psikolojisidir, bir meselen varsa konuşarak
veya demokratik yöntemlerle mücadele ederek çözersin, yoksa zor
yöntemini kullanmak bile bu şekilde ilkel linç yöntemini kapsamaz
---Yani şimdi Edirne girişine “DİKKAT LİNÇ VAR “tabelası mı konulmalı
---Yalnız Edirne mi?
--- Aslında Edirne Türkiye’nin giriş kapısıdır, yanlış anlaşılabilir, aman ha bütün Türkiye değil!
---Bir de Linç edilmek istenilenler, biz de vatanseveriz, biz “GO HOME” diyoruz,”KAHROLSUN ABD “ diyoruz diyor
---Yani bu linççilerin gözleri gibi kulaklarını da kan bürümüş, ne
görüyorlar ne duyuyorlar, bunlar Kürt falan değil kardeşim bunlar Türk
solu ve bunlarda PKK denilen Maşa örgütten çok çekti Milletin solcu
gençler deyip de sempatik bulduğu bu gençler bile aynı torbaya kondu
aynı zannedildi, işte şimdi “bizim için fark etmez hepiniz aynısınız,
hainsiniz” denilerek Linç edilmeye çalışıyorlar, o solcu çocuklarda en
az sizin kadar ve harbiden Vatanseverdirler,”Bağımsız Türkiye “demekten
başka bir şey bilmezler.
---Tamam, be Deli, zaten lodostan beynimiz pelte gibi sen de iyice hoşafa çevirdin bizi, lodostandır, lodostan
---Lodostandır, lodostan.
--- Allah yi ne de ra zı ol sun em ekli ma aşı mı za bu zam an da z am yap tı lar --- Yaparlar birader yaparlar sen canını sıkma ,sen yeter ki ağlama sana her türlü kıyağı yaparlar ,patatesim benim ,sen yeter ki sen ol --- Pa ta tes deyip geçme De li --- Ne o la cak tı yap ma sa lar ne o lacak tı ? --- bi şe ol maz dı a ma iyi ol du , se n şi mdi git bi çu val pa ta tes al a ma 5. ka ta çı kara man en iy isi po şet le al --- ta mam . Va lla i yi ol du yo ksa na par dık , i ki ki lo da so ğan al dım mı am man am aman yem mem de yan nın da yat --- Yat Ze kim Yat
-- Vallahi ;ben bilemem ama biz yine de sormuş olalım, işi dalgaya alalım,bu konuda da geyik yapmaktan geri kalmayalım
-- Daha kaç kere ararlar?
-- Bunun biri de bir, bini de bir .
-- Dolapta biri falan mı varmış yoksa
-- Dolapta kim var ,kim yok bizi ilgilendirmez,biz kenara itilmişiz ,kenardan bakıyoruz
-- Kenardan bakınca hiçte iyi gözükmüyor haberin olsun
---Kenardan bakanın haberi olsa kaç yazar,bizim taş atan çocuklar kadar
bile değerimiz yok,bizi boş ver de sen naapıyorsun ne zamandır yoktun
-- boş ver nerede olduğumu, bizi merak edenleri biz hiç merak etmiyoruz,sen de bizi merak etme,
--Aynen öyle. Bizi kenara atanlara söyle bizi ararlarsa yokuz
--Yeni Yıl Mesajı ver --Al
,alttan yolladım görmedin mi ! Neyse her şey daha berbat olacak diye
,kendinizi kasmayın,kasarsanız daha fazla acı çekersiniz diyorum ,
--Ben de ,en İyi yıl yaşanmamış yıldır diyorum ve yaşanmayacağını da garanti ediyorum ,en azından tahmin ediyorum
--Hayatı planlayanlara ve yeni yılı yeni sananlara ilave ediyorum "John Lenenon'un Sözünü söylüyorum”hayat, sen başka planlar yapmakla meşgulken sana olandır”